Zambak Balladı
ait hissedememek üzerine;
Boyutlar arasında sıkışmış zavallı zambak. Ne geçmişi benliğine bağlı ne de geleceği. Birisi kopardı bağını zambağın köklerinden; diğeri ise oraya yerleşmeye hiç yanaşmadı. Kendisi ise hissedemiyor bağlı olduğu toprağı, kökleri uzarken her gün toprağın derinliklerine doğru, o kendisini bayat suyun içinde haftalarını geçirmiş ölü bir demet gibi hissediyor. Arılar koşuyor hoş kokusuna doğru ama o üzerinde polen kaldığına bile inanmıyor. Hala diri ve yuvasındayken acımasızca koparılıp eski Çin işi vazonun içine gireceği günü düşülüyor. Yağmur yağarken gökten üzerine ve ıslatırken taç yapraklarını, o kendisini cam fanusa hapsolmuş gibi hissediyor.
Kaybetti zambak kendisini. Gövdesine çarpıp geçen rüzgar bile ulaşamıyor ona. Varken yok artık zambak. Güneş değse de yapraklarına, su beslese de köklerini o kuruyor, yitip gidiyor. Toprakta olsa da onun toprağı değil orası, ait olamamak öldürüyor nicelerini öldürdüğü gibi zambağı.

